laikliğin ve ülke gerçeklerinin paradoksal bir hal almasının doğal sonucu olan toplumsal kategorinin çektiği bir sıkıntı.
gerçek laik devlet dini bayramlarda iş bırakmaz, cuma günleri öğle molalarını uzatmaz, “namaza gittim gelecem” yazan esnafın madur olan müşterisinin maduriyetini giderecek yasal düzenlemelerin yolunu açar.
ki bu kez de şu sorunlar açığa çıkar. zafer günlerini bayram olarak kutlayan devlet militarist midir? ya da parlamento açılışını kutlayan bir devlet büyük bir demokrasi güneşi midir? gibi.
bunun yanı sıra devlet eliyle verilen tatil özgürlüğü herkese aittir. tatil yapma hakkı herhangi bir bireyin herhangi bir tercihine ya da kanaatine göre kısıtlanamaz.
devletin “big brother is watching you” mantığıyla oruç tutanları tesbit edip tatili onlara armağan etmesi gibi bir şey ne mümkündür, ne de demokrasi geleneğine sığan bir davranış olur.
başta dediğimiz gibi bütün kurumlarıyla laikliği özümsemiş, yasaların dılında gerçek hayatta uygulamay koyabilmiş (tam anlamıyla laik) bir devlet bu gibi durumlara radikal çözüm önerileri getirirdi. ancak bu durum, devlet kuramının birincil amacı olan “insanlara huzur, refah ve can güvenliği içinde mutlu bir hayat sağlamak” önermesine aykırı olur.
devlet çoğunluğun mutluluğunu tesis edecek çözümleri ortaya koymak ve uygulamakla yükümlüdür. bunun yürütücülüğünü de iktidarlar yapar.
millet olarak tatili sevmek genlerimizde malik bir özellik olduğundan oruç tutan, tutmayan herkesi bu tatil haberi sevindirmiştir zaten. oruç tutarak dini inanç sisteminin gereklerine uyanlar da bu dünyalarında tutmayaıp tatil yapanlara karşı büyüttükleri tahammülsüzlüklerini islamiyetin diğer dünyadaki sorgu kavramına sığınarak sonlandırmalıdırlar.
sanırım verilebilecek en mutual çözüm budur.
pek çoklarının iktidar eliyle yapıldığını zannettiği bir olgu.
ancak bu kararlar mahkeme eliyle veriliyor ülkemizde. hukuk kurallarını saygıyla karşılamayı, hukuk’un üstünlüğüne özen göstermeyi çoktan geçtik, hukuk güçlerinin kimin eline geçtiğini muhakeme ediyoruz.
balık hafızamızı biraz güncelleyelim, unutmamak gerekir ki aynı hukuk normları ve aygıtları altında iktidar partisi kapatılma sürecinden geçti. yarı yarıya bir karşı çıkışla dava sonuçlandı. hukuk öyle ya da böyle tecelli etti, uygulandı.
kurallar, uygulamalar, aygıtlar eleştirilmelidir. bu zaten demokrasinin gereğidir. rejimin şeffaflığının uygulanabilirliğinin gereğidir. ancak biz eleştiriden de ileri gittik. hukuğa olan güvenimizi yitirmişiz, halen hukuktan medet umuyoruz. bu aslında bir paradoks değil mi?
düzen eleştirilebilir olmalıdır, ancak düzen aygıtları suçlanamaz. normlar aygıtları yönlendirir. bunun tersi mümkün değildir.
***
demokrasimizdeki muhalefet mevhumun sadece “yumurta kapıya gelince” açığa çıktığını anlamak istemedikçe “hükümet allem etti kallem etti” şeklinde düşüneceğiz. bu da bir yere vardırmayacak hiçbirimizi.
durum herhangi bir iktidarın desteklenmesinden ziyade, düzenin bozukluğunu, değiştirilebilir oluşunu, eleştirilebilir olmalılığını gözler önüne sermeyi amaçlayan bir gericilik örneğinin eleştirilmesidir.
bu memlekette gerçek meselenin “türban takana/parka giyene zulmetme ya da etmemek” odağında olduğunu farketmedikçe belli kişilerin aygıtları çıkarına kullandığı türküsünü söyleyip vatanperverlik oynayacağız. zaten beklenen/umulan da bu. kısır çekişmeler üzerinden kamplaşmalar bölünmeler belki de iç savaş. bu ülkenin başbakanı bile bu işte ekmeğe yağ sürenlerden oluyorsa yanlışlık bizlerde değil.
hukuksal yapıyı ikircikli bakış açısıyla ele alıp “üniversite özgürlüğüne ket vuran hukuk başımızın tacı, ama siteleri kapatan hukuk’a lanet olsun” söyleminin bayraktarlığını yapanların şahıslar hakkındaki etiketeyici söylemlerine gelince bkz: taraf olmak taraftar olmak değildir
provoke edilmemiş,fişlenmemiş, kirletilmemiş bilgi aşkına…saygıyla….
bir kadir gecesinin daha ardından kutsal emanetler konusu yine gündeme geliyor.
kutsal emanetleri izlemek elbette tarihe tanıklık etmek babında mühim bir noktaya işaret buyurur. ancak bu emanetleri kutsamak, onlara mistik bir ayrıcalık vermek, imanı farklı noktalara kaydırarak yer yer şirke doğru yürüyen bir yola sevkediyor. onları görmek, el yüz sürmek için verilen çaba yer yer insanlık dışı görüntülere dönüşüyor.
bunun yanı sıra, kutsal emanetleri şiddetle(!) görmek istemenin bir yönü de iman da oluşan bir tereddüt ve eksiklikten kaynaklanıyor. o dönemlere ait nesneler, peygamberden bir eser görmek belki de kişi dimağındaki islamın varlığına dair şüpheleri kovalıyor. bir nevi bilince islamın varlığını kanıtlama çabası.
bu minvalde kutsal emanetler mevzuunu yer yer gereksiz buluyorum. semavi dinler yapıları gereği soyut kavramlar üzerine bina edilmişken, onları somut nesnelerle formulize edip putperest bir bakış açısı geliştirmenin dine zarar vereceği kanısındayım.
bu yüzden sakal-ı şerif ya da hırka-i şerif ya da peygamber efendimizin mübarek ayak izleri için oluşan kuyruklara girenlerin amacını merak ederim, izdihamlarda telefonunu kaldırıp kayıt tuşuna basanların ruh halini öğrenebilmek isterim.
ama öz olarak denebilir ki; dini ilk gönderildiği gibi uhrevi (ya da soyut) alemde yaşayabiliyor olmak, putlaştırmaktan çok daha güzel.

Türkiye’de yeni bir çılgınlığın pimini çeken iPhone gsm ile ilgi internette yaptığım araştırmalardan elime geçen sonuçları inceledim ve yorumum: Sakın almayın. Mutlaka markanın ülke çapına yayılmasını ve yeni apple ürünlerini bekleyin. Adeta bir beta sürmü gibi iPhone 3G. İşte eksisiyle artısıyla iPhone:
bir gazetenin sloganı olmasının dışında etkileyici bir söylem : “düşünmek taraf olmaktır.”

evet. düşündüğünüz her an farklı bir taraftan bakarsınız olaylara. bu mnivalde düşünmesini bilmeyenler, monoton düşüncenin yanında olan müritlerden ibarettir. düşünmek özgürlüktür. taraf olmak özgürlüktür.
haklı taraflılık haklı olanın yanında olmaktır. görüş ve tercih farkı gözetmeksizin hakkı olana hakkını vermektir.
ama bu ülkede haklı taraflılık mümkün değil ne yazık ki. hakkı olandan yana olduğunuz zaman, onun siyasi görüşüne eklemlendiriliyorsunuz. sonra hak başka bir perspektifte kodlanmış birine geçip de onu savunduğunuz vakit, fikirsiz ya da dönek olarak itham ediliyorsunuz. haklı olanı savunmak ondan taraf olmaktır, onun taraftarı olmak değil.
bu düşünceyi değiştiremediğimiz müddetçe, monoton düşünceye hakim, özette faşist tandanslı bir millet olarak kalacağız.
Samsonite marka bu çantanın tasarımı gerçekten çok hoşuma gitti. Size de tavsiye etmek istedim.

dini tercihleri yaşamsal tercihlerinin üzerine daha etkili olan bireylere özetle muhafazakar denebilir. bunları siyasi ortamlarda temsil edecek olan siyasi yapılanmalar ülkemizde milli selamet partisi bünyesinde başlamış, bugün akp,sp ve kısmen bbp olarak şekillenmiştir.
milli görüş olarak da bilinen bu siyasi görüş genellikle muhafazakar refleksleri güçlü siyasetçilerin oluşturduğu bir fikir dünyasını ihtiva eder.
başlangıç olarak toplumun değişik bir kesimine siyaseten söz sahibi olma hakkı sağladığından demokrasi adına faydalı bir hamle olarak görülebilecek olan muhafazakar demokratlar kesimi, bugün toplumumuzdaki keskin kamplaşmaların merkezini oluşturan bir sürecin anahtarı olmuştur maalesef.
bugün türkiye’de kutsal değerlere yapılan saldırının temelinde muhafazakar demokratların etkisi vardır. ironik bir durum olmakla birlikte bu bir gerçek.
muhafazakarların iktidarı altındaki muhalif kesimler, ortaya çıkan her yolsuzlukta dinden, muahfazakar düşünceden dem vuruyorlar. bu yüzden de ülkemizde “arabın dini” , “pis araplar” gibi seviyesiz değerlendirmeler oluşuyor.
şunun anlaşılması gerekiyor. hiçbir siyasi görüş, dini tercih, şahsi kanaat suç işlemeye engel değildir. suç işlemenin altında psikolojik nedenler vardır. evet din, ahlak gibi kurumlar hayatı düzenler ancak kimsenin başına da bekçi dikmezler.
sözün özü; muhafazakarlar da suç işlerler ve hak ettikleri cezayı bulurlar. hukuk devletlerin de işler böyle işler. bunda şaşılacak bir şey yok.
muhafazakar demorkatların iktidarları yolsuzluk, gayrımeşruluk, gayrı yasallık gibi yakışıksız durumlara tekabül eden uygulamalarda bulunduğunda yapılacak eleştirilerin hedefi iktidar olamalıdır. muhafazakar düşünce ya da dindar bireyler değil.
tıpkı atatürkçülüğü kullanarak darbe yapmaya kalkanlar suç işlendiğinde atatürk’e hakaret edilemeyeceği gibi.
işte muhafazakar demokrasi ülkemizde değerlerin kutsallığını ayaklar altına aldı. en büyük zarar budur. siyasetin tabanına bireysel tercihlerini yerleştirerek siyasetin toplumsallatırıcı etkisini ortadan kaldırdılar.
özetle; türkiye’de muhalefet her kötü gidişte iktidara küfredeceğine dine,peygambere,kitaba küfrediyor. bu da dindar türk müslümanlarını üzüyor. muhafazakar demokrasi asıl amacı olan “dindar vatandaşın sesi olma” maksadını aşıyor, yoldan çıkıyor. değerleri açık hedef haline getiriyor.
tabii bunda muhalif kesimin dar bakış açısı ve vizyonsuzluğu da son derece etkili. unutulmamalı ki siyasetçileri dini değil, farklı bir siyasi görüşü temsil ediyorlar.
bugün ekşi sözlük başta olmak üzere irili ufaklı bütün platformlardaki hz. muhammed tartışmasının da temelin de bu vardır.
başbakan’ın söylendiği dönemde infial yaratan türban sorununda (ki bu nasıl bir sorun haline geldi ayrı bir konu) fitili çeken açıklaması.

bugün bu açıklamayı ve bu açıklama üzerinden türban takanları eleştiren kesimlere bakıyoruz. çoğu 68′lileri seviyor benimsiyor.
nedir 68? deniz gezmiş, mahir çayan gibi önder isimlerin damgasını vurduüğu türkiye’de üniversite gençliği arasında yeni yönetim sistemleri ve rejimlerin konuşulduğu yıllar! başta sosyalizm ve komunizm olmak üzere eşitlikçi görüşlerin vatanperver gençler arasında hızla yayıldığı dönem.
hatırlayalım devrimci kesimin o meşhur yeşil parkasını. o dönem siyasi görüşü belli etmenin en belirgin yolu olarak parka solcu gençler arasında bir nevi kafakğıdı, sosyal kodlama aygıtı olarak görülüyordu. mutlaka bir de devrimci neşriyat logosu dışardan belli olacak şekilde cebine konulacaktı parkanın. rajon buydu.(bu parkanın menşei konusunda değişik ironik söylentiler halen mevcuttur ancak girmeye gerek duymuyorum.)
devrimciler mevcut rejime karşıydılar. bu rejimin köleliğe ve sömürgeliğe eşdeğer olduğunu düşünüyorlardı. başta altıncı filo baskını olmak üzere bunu her alanda baskın eylemlerle dile getirdiler. eşdeğer hatta daha büyük bir güç kullanımıyla geri çevrildiler. şimdilerde devrim uzak bir hayal. geride kalansa yitip gitmiş onca can.
68′ciler yitip giden canlar için hesap sordular, haklarını aradılar, özgür düşünceye yapılan sert müdahaleleri kınadılar. özgürlükten yana olduklarını her platformda beyan ettiler.
hikaye buraya kadar çok güzel, acı ama güzel.
türbanı bir siyasi simge olarak ele alırsak savunacağı ideoloji şeriattır. şeriat da tıpkı komunizm gibi güncel rejimin dışında marjinal bir alternatif olarak öne çıkıyor. bu noktada türbanı siyasi tercihleri gereği takan gençlerle parka giyen devrimci gençler arasında hiçbir fark kalmıyor. her iki grup da siyasi görüşünü sosyal kodlama aygıtlarıyla dile getirerek sosyolojinin en temel kavramı olan “siyasal toplumsallaşma”sını oluşturmaya çalışan gençlerden müteşekkil. her iki grup da üniversitelerinde siyasi faaliyetlerde bulunmak istiyorlar.
üniversite gibi evrensel değerlere saygılı kurumlarda halen lise baskıcılığını savunanlaraysa şiddetle karşı çıkıyorlar.
ancak iş bu noktada kontrolden çıkıyor. 68′ciler türban özgürlüğüne şiddetle karşı çıkıyorlar. siyasi simge değilken bile türbanın yasaklanmasını destekliyorlar (burada çoğunluk ilkesini göz önüne aldığımı belirtmeliyim.).
şimdi bazı şeyleri sormak gerekiyor:
velev ki siyasi simge olsun; türban da aynen parka gibi özgürlüğü hak etmiyor mu?
velev ki türban siyasi simge olsun; üniversiteler siyasetten sanata her alanda görüşlerin özgürce ifade edildiği mekanlar haline gelmemeli midir?
eğer bu ülkede siyaet konuşulabilir bir konu haline gelmezse, cemaat evlerinde, hocaların dizinin dibinde konuşulacak. gizli kaldıkça tehlikeli yüzü açığa çıakcak siyasetin. karşı görüşler sonuna kadar dinlenmezse çirkinleşecek, çirkefleşecek.
“örümcek ağı gibi işliyorsunuz, sıra orduda poliste…” diyecek birileri apartman dairelerinde. fakülte kantinlerinden dağlara taşınacak devrim fikirleri, ellerine silah tutuşturulacak gençlerin, fikir tartışmalarının yerini iç savaşlar, bunalımlar, darbeler alacak yeniden.
izin verin demokrasi yaşasın. 68′lilerin yaptığı gibi, özgür düşünceye destek olun. karşı fikirler özgürce tartışılsın. yoksa biri hocaların, öbürü cesaretini kaybetmiş dinazor sosyal demokratların elinde tehlikeli silahlara dönüşecek!
tez, antitez; sentez ışığıyla. saygılar..
Fırat ve Kılıçdaroğlu karşılaştı.

Bu durum AKP’nin “halkçı” görünümünü destekler nitelikteydi. CHP de arzuladığı “düello” fırsatını yakalamış oldu. Darısı Baykal vs. Erdoğan maçına!
Bu karşılaşma demokrasimizin şeffaflığı açısından bir artı iken hukuk’un üstünlüğü adına gizli bir kroşe etkisi yaptı. Halkı jüri haline getiren, kamplaşmaya biraz daha katkı sağlayan özünde zararlı bir karşılaşmaydı.
İki tarafın da iddiaları havada kaldı bence. Karşılıklı suçlamalardan öteye gitmeyen bir açık oturum izledik. Ancak tarafların aynı masaya oturup gündemi tartışmaya açmaları alışık olmadığımız bir siyasi kültüre ısınmaya başladığımızı gösteriyordu.
Açıkçası bu karşılaşmada tarafların herhangi bir kazancı olduğunu söylemek yanlış. Bence bu işten tek karlı çıkan günlerdir bangır bangır tv reklamlarıyla karşılaşmayı duyuran, ve bugün de tarafları biraraya getirerek yargıç(!) koltuğuna oturan UĞUR DÜNDAR oldu. Ve bu durum işi bir düello’dan çok bir kumar haline getirdi.
Taraflar kartlarını açıp saldırıya geçtiler. Ancak oyunun sonunda gündeme dair bir sonuç çıkmadı, üstüne üstlük yeni dosyalar, yeni iddialar birbirini kovaladı.
Zaten açık oturumdan sonraki ilk mülakatlarda iki vekil de tatmin olmadığını açıkladı.
Kısaca, bu karşılaşma demokrasimizi zenginleştirdi, siyasi kültürümüze katkı sağladı, ancak gündemi meşgul eden gelişmelere pek de içaçıcı yanıtlar getiremedi.
Bu kumarın sonunda kumarı oynatan, büyük afişlerle herkese duyuran kumarhaneci kazandı. Gerisi hikaye
Çocukluğumdan hatırladığım tek şey; tren vagonları ve istasyonlar.

Babamı tek hatırladığım yer de istasyonlardır benim. Her yılın Ağustos’una yaklaşırken tekrar boğazıma düğümlenir adı. Tıkanır kalırım. Ne siyaset ne aşk ne iş güç kar etmez oluyor. Her yılın Ağustos’u ağır geçiyor.
Babamın oğlu olmaktan erken emekli olduğum bu hayatta oğlumun babası olacağım günlerde nasıl bir baba olacağımı bile bilmiyorum. Sanırım babamla yaşayamadıklarımı deneyeceğiz oğlumla.
- Bu gömleğin üzerine o kravat gider mi baba?
- Baba…şey… bi kız var…
- Baba bak ÖSS’de 310 puan almışım!
- Baba hadi gel kafaları çekelim!
- N’olcak bu memleketin hali be baba!
- Baba ilk buluşmada ne giysem sence üzerime?
O kadar erken gittiniz ki baba. Bir trene bindiniz ve kayboldunuz. Sen , senden az önce anneannem, Mesude teyze, ilkokuldan Esra, onun komşusu uzun boylu çocuk, öğretmenim Raşit Karaduman, Döndü hoca, Okan, Semih, Yunus… Bir kompartımana doluştunuz. Kiminiz kayıplara karıştınız, kiminiz ölümlere özne oldunuz ve gittiniz.
Sana dair tek hatırladığım şey trenler. Kompartımanlarda uyuyakaldığımız o geceler. Ama biz son durağa geldiğimizde gün doğardı be baba. Sen o gün son durağa gelip indiğinde, ben günün battığını gördüm. Bir şehrin üzerine, çocukluğumun tam göbeğine…
Yaşlandıkça sana ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Ne çok şey varmış konuşabileceğimiz. Ne çok şey varmış senden öğreneceğim. Sen olmadığın için 2-0 yenik başlıyorum her güne biliyor musun baba?
Seninle yapamadıklarımızı kendi oğluma yapmak istiyorum o yüzden. Dertleşebilmesini istiyorum benimle. Kafaları çekebilmek istiyorum. Gömleğine uygun kravatı bulduğum, sevgilisi için ağladığında bana sarıldığı günler hayal ediyorum. Artık tek dileğim oğlumu ayakları yere basıncaya kadar yalnız bırakmamak.
Seni çok özledim baba…
Bugün çok özledim.
Söylesene bir daha ne zaman trene bineriz?
Ne zaman uyuyakalırız bir kompartımanda tekrar?
Sabah kahvaltımızı hangi pastanede yaparız?
Sen otur. Ben taksi bulurum artık baba. Çok büyüdüm yokluğunda…
Seni hiç unutmadım baba…
Hatıralarımız tren vagonlarında. Ne zaman yanımdan olanca hızıyla bir tren geçse, bir rüzgâr olup yanımdan estiğini de biliyorum. Seni çok seviyorum.
Bir Ağustos’a daha yaklaşırken, kalbi sıkışmakta olan oğlun, Onur.
O karanlık 17 sabahında, babamla beraber o trene binen yüz binlerce deprem şehidine Allah’tan rahmet dilerim.
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Sep | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | ||